|
19.11.2008 - ANKARA, TOBB
Hisarcıklıoğlu: “Önceliğimiz, büyümedeki kan kaybını
en aza indirebilmektedir. Çünkü ekonomideki daralma,
ülkemizin üretim kapasitesinin küçülmesi demektir.
Ülkemizin üretim kapasitesinin küçülmesi ise,
küresel ekonomi yeniden canlandığında, yarışa daha
geriden başlamak demektir.”
V. Türkiye Ticaret ve Sanayi
Şurası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı
M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun evsahipliğinde, Başbakan
Yardımcısı ve Devlet Bakanı Nazım Ekren’in
başkanlığında, Devlet Bakanları Mehmet Şimşek ve
Kürşad Tüzmen, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Sanayi
ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, Milli Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik, Tarım ve Köyişleri Mehmet
Mehdi Eker ile Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu
ve Müsteşarlar ile TOBB’un ülke coğrafyasının her
yerine yayılmış 81 il ve 160 ilçedeki oda ve
borsaların başkanları ile Konsey üyelerinin geniş
katılımıyla, TOBB Ekonomi ve Teknoloji
Üniversitesi’nde başladı.
Şuranın açılışında konuşan TOBB
Başkanı Hisarcıklıoğlu, “Önceliğimiz, büyümedeki kan
kaybını en aza indirebilmektedir. Çünkü ekonomideki
daralma, ülkemizin üretim kapasitesinin küçülmesi
demektir. Ülkemizin üretim kapasitesinin küçülmesi
ise, küresel ekonomi yeniden canlandığında, yarışa
daha geriden başlamak demektir” dedi.
TOBB Başkanı M. Rifat
Hisarcıklıoğlu’nun konuşması şöyle:
“Küresel krizin tüm dünyayı
kapladığı bir ortamda, artık olayların önüne geçmek
gerekiyor. Bakın ABD’den Avrupa’ya geçmesi 1 yıl
süren bu kriz, şimdi daha da hızlı bir şekilde,
doğuya doğru ilerlemekte ve mali sektörden reel
sektöre geçmektedir. Ancak dünyayı saran bu yangın,
daha Türkiye'ye gelmemiştir. Hissettiğimiz yangının
ateşi değil, sıcaklığıdır. Zaman, reaktif değil,
proaktif olma zamanıdır. Koruyucu hekimlik gibi,
hastalık başlamadan, yaralar açılmadan, bunları
önlemek üzere proaktif tedbirler geliştirmek
gerekiyor.
Türkiye ekonomisi son 6 yılda,
geçmişteki 50 yıllık klasik büyüme ortalamasının
üstüne çıkmışsa, bunu, hükümetimizin sağladığı
istikrar ve güven ortamı içinde, özel sektör
kaynaklı büyümeyle ve küresel sisteme daha fazla
entegre olarak başarmıştır. Ekonomik büyümemizin
asıl dinamosu olan sanayicilerimiz,
ihracatçılarımız, üreticimiz, müteşebbisimiz çok
çeşitli sıkıntılar yaşamaktadırlar. Zira bugün
karşımızda yeni bir dünya, yeni bir rekabet haritası
şekillenmektedir. Bu yeni ekonomik ortam, yeni
politikaların uygulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Dolayısıyla bu sisi, belirsizliği dağıtacak ve
dinamizmimizi, enerjimizi doğru yerlere kanalize
edecek bir stratejiye, yol haritasına ve vizyona
ihtiyacımız her zamankinden daha fazla hale
gelmiştir.
Bu stratejiyi ortaya koymak,
ülkemizin birinci önceliğidir. Vizyonu hayata
aktaracak olan, onu bir oyun planına dönüştürecek,
hepimize yol gösterecek olan, hükümetimizin bugünden
belirleyeceği kurallardır, kurumsal adımlardır.
Türkiye son 6 yılda yaptığı iktisadi hamleyle
dünyanın on yedinci büyük ekonomisi olmayı
başarmıştır. Ancak ilk on arasında olmak için
gereken sıçramayı bir an önce yapmazsak, ilk yirmi
içindeki yerimiz bile tehlikeye girer. Biz görmezden
gelsek de, göz ardı etsek de, problemler bizi
unutmamaktadır. Yapılması gereken, yapısal bir
tedbir çerçevesi üzerinde düşünmektir. Zira biz
hazır olsak da olmasak da, bu kriz önümüzdeki en az
1,5 yıl dünya çapında etkili olacaktır.
O halde önceliğimiz, büyümedeki
kan kaybını en aza indirebilmektedir. Çünkü
ekonomideki daralma, ülkemizin üretim kapasitesinin
küçülmesi demektir. Ülkemizin üretim kapasitesinin
küçülmesi ise, küresel ekonomi yeniden
canlandığında, yarışa daha geriden başlamak
demektir. Her bir bakanlığımızın tek tek krize karşı
önlemler düşünmesi ve uygulaması yeterli değildir.
Tüm bu adımların, daha büyük bir planın parçası
şeklinde ve koordineli olarak atılmasına ihtiyaç
vardır. Hepsinden önemlisi de, yeni adımlar
atılırken, geçmişte büyük bedeller ödeyerek
sağladığımız, mali disiplin çerçevesi zarar
görmemelidir.
Öte yandan 2009 kamu bütçesi ile
ülkemizde bir ilk olan ve geleceğe dönük önemli bir
çerçeve sağlayan Orta Vadeli Program, krizin
etkileri dikkate alınarak yeniden
şekillendirilmelidir. Ayrıca kamu harcamalarının,
bütçe açığını artırmayacak şekilde, öncelik sırasına
sokulmasına, böylelikle kamu harcamalarının
veriminin ve etkisinin artırılmasına ihtiyaç vardır.
Son olarak ülkemizin, yaklaşık 6,5 yıldır süren
büyümeye yeniden ivme kazandırmak ve büyümenin
bereketini artırmak için, yeni bir çıpaya, yeni bir
hikâyeye ve yeni bir büyüme stratejisine ihtiyacı
vardır. Bunlar olduğunda, Türkiye yalnızca ortaya
çıkan riskleri daha iyi yönetmek imkânına sahip
olmayacak, aynı zamanda AB müzakere sürecini
yönetmek için gereken stratejiye de sahip
olacaktır.” |